Endonezya’nın Flores adasında yaşamış olan Homo floresiensis türünün pelvik yapısının, daha önceki çalışmaların düşündüğünden daha insana benzeyen özellikler taşıdığına dair yeni bir çalışma ortaya kondu. Bu bulgu, bu küçük insan akrabalarının nasıl yürüdüğü hakkında daha fazla detay sunarken, kökenleri hakkındaki tartışmayı derinleştirdi.
Homo floresiensis, sıklıkla “hobbit” olarak adlandırılır. Araştırmacılar, 2003 yılında Liang Bua mağarasında bulunan kalıntılardan bu türü tanımladılar. Yetişkinlerin boyu yaklaşık 1 metre (3.5 fit) idi.
Çalışma, yetişkin bir dişi olan LB 1’in kalıntılarına odaklanmaktadır. Bu kalıntıların yaşı, 100.000 ila 60.000 yıl öncesine dayanmaktadır. LB 1’in iskeleti, modern insanlar ve daha eski insan akrabalarının özelliklerini bir arada barındırmaktadır. Bu karmaşık yapı, türün insan evrimi içindeki yerini belirlemeyi zorlaştırmıştır.
Çalışma kapsamında, araştırmacılar LB 1’in pelvik kemiklerinin mikro-CT taramalarını incelediler. Bu taramalar, modern insanlar ve Afrika maymunlarının yanı sıra 26 fosil hominin pelvik kemiği ile karşılaştırıldı.
Ekip, yürüme ile ilişkili özellikleri ölçtü; bunlar arasında iliyum açısı ve alt iliyumun uzunluğu yer alıyordu. Ayrıca, üst kalça kemiklerinin vücuttan ne kadar dışarı doğru uzandığını tanımlayan “ilyak flare” olarak bilinen bir özelliği ölçmek için yeni bir yöntem geliştirdiler.
İlyak flare, Homo floresiensis çalışmalarında önemli bir rol oynamıştır. Daha geniş bir ilyak flare, Australopithecus afarensis gibi avustralopitlerde daha yaygındır. Bu tür, “Lucy” olarak bilinen fosilden bilinmektedir. Bu türdeki yapı, modern insanlarda görülen yürüme modeline göre daha az verimli bir dik yürüyüşle ilişkilidir.

Önceki çalışmalar, kullanılan ölçüm yöntemlerindeki farklılıklar nedeniyle çelişkili sonuçlara ulaşmıştı. Yeni geliştirilen ölçüm yöntemi, ekibin LB 1’i diğer erken insanlar, maymunlar ve avustralopitlerle daha tutarlı bir şekilde karşılaştırmasına olanak sağladı.
Sonuçlar, neredeyse tüm ölçülen özelliklerin LB 1 için modern insan aralığında olduğunu gösterdi. Sadece iskiumun uzunluğu modern insan aralığının dışındaydı. Pelvisin genel yapısı incelendiğinde, LB 1’in avustralopitlere veya Afrika maymunlarına göre Pleistosen Homo gruplarına daha yakın özellikler taşıdığı görüldü.
Pelvis ayrıca Homo erectus ve diğer erken Homo üyelerinde de görülen özelliklerle örtüşmektedir. Bu, Homo floresiensis’in yürüme biçiminin, önceki çalışmalarda öne sürüldüğünden daha yakın bir şekilde diğer insan türlerine benzediğini göstermektedir.
Hobbitler, yine de tam olarak modern insanlar gibi yürümekteydiler. Pelvis yapısı, daha yavaş bir bipedal hareket tarzını işaret etmektedir. Hızlı seyahat veya uzun mesafeli yürüyüş için uygun değillerdi ve hala ağaçlarda yaşamaya yatkın olabilirlerdi. Bu bulgu, iskeletin geri kalanında görülen sıra dışı karışımla uyumludur. Bazı el kemikleri avustralopitlere benzerken, omuzlar ve üst kollar daha insana özgü özellikler göstermektedir. Yeni pelvik kanıtları, bu sıra dışı vücut yapısına bir başka insana özgü özellik eklemektedir.
Homo floresiensis’in kökeni hala en büyük sorulardan biridir. İki ana teori bulunmaktadır. Birincisi, Homo erectus gruplarının Flores’e göç etmesi ve ardından ada cücelik döneminden geçmesi şeklinde ilerler. Diğeri ise, daha küçük yapılı bir Pleistosen Homo popülasyonundan türediği yönündedir.

Yeni pelvik çalışma, bu iki teori arasında bir seçim yapmamaktadır. Çalışma, erken insan iskeletlerinin ne kadar çeşitlilik gösterdiğini göstermektedir ve bu durum, türün kökenini kemiklerden tek başına belirlemeyi zorlaştırmaktadır.
Gelecekte yapılacak çalışmalar, antik DNA veya proteinler üzerinde yoğunlaşarak türün geçmişi hakkında yeni kanıtlar sağlayabilir. Şimdilik, insana benzeyen pelvis, bu küçük insanların nasıl hareket ettiğine dair daha net bir resim sunarken, evrimsel geçmişleri hala araştırılmayı beklemektedir.
Yayın:
Lewton, K.L., Hammond, A.S., Alamsyah, N., Noerwidi, S., Sutikna, T., Skinner, M.M., Tocheri, M.W. (2026). Comparative morphometric analysis of the pelvis of LB 1 (Homo floresiensis). American Journal of Biological Anthropology.
Kaynak: Archaeology News Online