Kuzey Polonya’da yapılan arkeolojik kazılarda, yaklaşık 400 yıl önce yaşamış genç bir kadının kalıntıları keşfedildi. Bu mezar, o dönemdeki ölüm korkusunun ve vampir karşıtı ritüellerin izlerini taşıyor. Araştırmacılar, Journal of Archaeological Science: Reports dergisinde yayınlanan araştırmalarında, arkeolojik, genetik, kimyasal ve izotop verilerini bir araya getirerek kadının yaşamına ve mezarına ışık tuttu.
Radyokarbon analizleri, mezarın 1620 ile 1674 yılları arasında yapıldığını gösterdi. Genç kadın, ölümünden yaklaşık 17 ila 19 yaşındaydı. Mezar ayrıca, kadının zengin bir aileden geldiğini de ortaya koyuyor. Kafatasının yakınında bulunan minik metal iplikler, saf gümüşten ve altınla kaplı telden yapılmış ince ipek başlık parçalarına aitti. Bu tür malzemeler 17. yüzyılda oldukça pahalıydı ve yüksek sosyal statüyü işaret ediyordu.
DNA testi, annesinin kökenlerinin İskandinavya’ya dayanan nadir bir hatayı (haplogroup J1c2c1) taşıdığını gösterdi. Bu hatı, günümüzde Slav popülasyonlarında neredeyse yok. Ancak ayak parmağı kemiklerinden yapılan izotop testleri, çocukluğunda Pień yakınlarında yaşadığına işaret ediyor.
Beslenme alışkanlıkları ise daha az olumlu bir tablo çiziyor. Karbon ve nitrojen ölçümleri, aynı mezarlıkta gömülü birçok yetişkine kıyasla çok düşük miktarda hayvansal protein tükettiğini gösteriyor. Bu sonuçlar, yüksek sosyal statüsüne rağmen döneminde yetersiz beslenme yaşadığına işaret ediyor.

Araştırmacılar ayrıca, damağı ve boyun kemikleri etrafında yeşil bir leke buldu. Kimyasal testler, bu lekenin kaynağının tarihi bir sikko olmadığını gösterdi. Bunun yerine, ölümüne yakın zamanda bakır içeren bir nesne veya maddeyle temas ettiğini gösteriyor. Bu işaretin kesin nedeni hala bilinmiyor.
Mezarın kendisi de sıra dışı görünüyor. Toprak katmanlarında bozulmalar ve iskelette hareket belirtileri görüldü. Yumuşak dokuların hala vücudun bazı kısımlarını bir arada tuttuğu bir anda, cesedin yeniden açıldığı anlaşılıyor. Bu sonradan yapılan müdahalenin, demir sikkeyle ilişkili olduğu düşünülüyor. Araştırmacılar, sol kol ve mezarın kuzeydoğu tarafında hareket belirtileri buldu. Sikke daha sonra kadının boynuna yerleştirildi, bıçağın ağzı boğaza bakıyordu.
Sikkinin sapı çürümüş olsa da, yapılan analizler ahşabın kayın ağacından yapıldığını gösteriyor. Tarihi kaynaklarda kayın ağacının bazen kötü niyetli güçlere karşı koruma sağladığına inanılırdı. Ayak parmağındaki kilit ise, ölen kadını yaşayanlardan ayırmak için kullanılan bir bariyer görevi görüyordu.

Bu tür önlemler, Orta ve Güneydoğu Avrupa’da yaygın olan anti-demonik mezar gelenekleriyle uyumludur. İnsanlar bazen hasatları veya diğer talihsizlikleri ölülerin üzerine yüklerdi ve bu nedenle demir, kilit, taş, kazık veya diğer nesneler kullanılarak ölen kişilerin geri dönmesini engellemeye çalışırlardı. Bazı kaynaklarda bu uygulamaların vampirlere karşı duyulan korkularla ilişkili olduğu belirtilir.
Bu mezar, sadece garip bir mezar değil, aynı zamanda yüksek statüye sahip, sıra dışı bir kökene sahip, yetersiz beslenme yaşayan ve bilinmeyen bir ölümle sonuçlanan genç bir kadının yaşamına dair ipuçları sunuyor. Ölüm nedeninin hala araştırılıyor ve kemiklerin daha detaylı incelenmesi, ölüm şekli ve topluluğunun neden onu tehdit olarak gördüğü hakkında daha fazla bilgi sağlayabilir.
doi:10.1016/j.jasrep.2026.105967
Kaynak: Archaeology News Online