Türkiye’nin batısında bulunan antik bir yazıtın yeni parçaları, MS 480 yılına ait bir hukuk düzenini yeniden yapılandırmaya yardımcı oluyor. Metin, Anadolu’daki uzun süreli bir vergi yolsuzluğunu ve Roma’nın bu duruma verdiği tepkiyi anlatıyor.
Kazı arkeologları, 2024 yılında antik Stratonikeia yakınlarında bu parçaları buldular. Araştırmacılar ilk başta bu yazıtların, bölgedeki bir yetkilinin mezar taşı için yazıldığına inanmışlardı. Ancak Varşova Üniversitesi’nden Paweł Nowakowski ve Akdeniz Üniversitesi’nden Mustafa Adak, kısa süre sonra farklı bir durum olduğunu fark ettiler.
Parçalar, Stratonikeia, Mylasa ve Keramos’ta bulunan kopyalardan bilinen bir hukuki belgeyle eşleşiyordu. Araştırmacılar, parçaların MS 480 yılında Doğu Praetoryum Prefekti Flavius Illus Pusaeus Dionysius ile iki başka prefekt tarafından yayınlanan bir emre ait olduğunu belirledi.
Bu emir, İmparator Valentinian III’ün kızı Placidia’ya ait olan mülklerdeki vergi suiistimallerini konu alıyordu. Vergi memurlarının, ödenen miktarı veya vergi türünü belirtmeden makbuzlar verdiği ve ardından yerel halktan topladıkları miktarlardan daha düşük rakamları İstanbul’a gönderdiği iddia ediliyordu.

Bu durumun, memurların kendi ceplerine girmesine neden olduğu anlaşılıyordu. Bu şema yıllarca sürdü. Şikayetler yaklaşık 465 yılında merkezi Roma hükümetine ulaşmış ve daha önce bir prefekt tarafından harekete geçilmesi emredilmişti. Ancak bu talimatların dikkate alınmadığı görülüyordu.
Bu tür bir ceza, vergi suçları için alışılmadık bir durumdu. Araştırmacılar, dördüncü ila altıncı yüzyıllar arasında sahte veya eksik vergi makbuzlarıyla ilgili en az 11 başka Roma belgesini biliyorlar. Bu durumlarda genellikle para cezası uygulanıyordu. Daha sonra Justinianus döneminde bazı suçlar işkenceye veya ele kaybetmeye yol açarken, bu tür bir vergi dolandırıcılığı için ölüm cezası dikkat çekici bir durumdur.
Bu ağır cezanın, sadece maddi kayıpların ötesine geçtiği anlaşılıyordu. Bu memurlar, imparator ailesiyle bağlantılı mülklerden para alıyor ve aynı zamanda imparatorun hükümetinden gelen talimatları görmezden geliyorlardı. Ölüm tehdidi de yetkililerin bu davaya ne kadar önem verdiğini göstermek için kullanılmıştı.
Bu yazıt, aynı zamanda Roma yönetimi hakkında da önemli bilgiler sunuyor. Taş ustaları, resmi metinleri her zaman kelime kelime kopyalamıyordu. Mevcut versiyonlarda, kelime sıralamasında ve bazı durumlarda tüm ifadelerde farklılıklar bulunuyor.

Bu değişiklikler, yerel taş ustalarının veya papirüs veya parşömenlerden kopya hazırlayan kişilerin, son yazıtı oluştururken belirli bir özgürlüğe sahip olduğunu gösteriyor. Hukuki ifadeler her zaman aynı şekilde sabitlenmiyordu.
Taş, aynı zamanda antik zanaatkarların becerisini de ortaya koyuyor. Yunanca yazıtın altında, el yazısıyla yazılmış bir Latin tarihinin, büyük bir özenle taşa kazındığı görülüyor. Sonuç, orijinal el yazısının neredeyse mükemmel bir kopyasıdır.
Ana metin, monumental yazı karakterleriyle yazılmıştır ve şehirler arasında farklılık gösteren harf formlarına sahiptir. Bölgedeki resmi belgelerin görünümü konusunda tek bir standart stil bulunmuyordu. Yerel alışkanlıklar ve zanaat gelenekleri, resmi belgelerin kamuya açık alanlardaki görünümünü şekillendiriyordu.

Bu taşların tarihi, antik çağla sınırlı kalmadı. Antik yazıtlar genellikle daha sonraki binalarda, evlerde ve diğer yapılarda yeniden kullanılıyordu. Nowakowski tarafından incelenen bir yazıtın bile Türkiye’deki bir benzin istasyonunun direğine yerleştirildiği biliniyor.
Bu parçalar, Roma hukuk kaydına eksik kelimeler ekliyor ve imparatorluk emirlerinin yerel topluluklara nasıl ulaştığını gösteriyor. Aynı zamanda, bu emirleri kazıyan, kopyalayan ve sergileyen kişilerin izlerini de koruyor.
Kaynak: Archaeology News Online