20 Haziran 1893’te, Massachusetts eyaletinin Fall River kasabasında yaşanan efsanevi katliamın sanığı Lizzie Borden, babası Andrew ve eşi Abby Borden’in kürek darbeleriyle öldürülmesi suçlamasında “masum” bulundu. Olayın üzerinden kısa bir süre geçmesine rağmen, dönemin kamuoyunu aylarca meşgul eden dava, neredeyse tamamen dolaylı delillere dayanıyordu ve o dönemin jüri üyeleri, 32 yaşındaki bir Hıristiyan kadının bu kadar çirkin suçları işleyebileceğine ikna edilememişti.

8 Ağustos 1892’de, Lizzie ve daha büyük kız kardeşiyle paylaştıkları evde Andrew ve Abby Borden ölü olarak bulundu. Andrew’ın bozulmuş cesedi, salonun bir kanepede keşfedildi; başı ve yüzü kürek veya balta ile defalarca vurulmuştu. Polis müdahalesinin ardından Abby’nin de merdivenlerin üst katında, benzer şekilde vahşice öldürüldüğü belirlendi. Lizzie, olaylardan bir hafta sonra gözaltına alındı ve ebeveynlerinin katilleri olarak yargılandı.

Dolaylı Deliller ve Kararsız Jüri

Polis hem cinayet silahını bulamadı hem de katliamların arkasında yatan net bir motivasyon kuramadı. Buna rağmen dolaylı deliller Lizzie’yi bir numaralı şüpheli konumuna yerleştirdi. Bir aile dostu olan Alice Russell, Lizzie’nin, cinayetlerin yaşandığı gün giydiği mavi elbiseyi “eski boya” bahanesiyle yakarken gördüğünü söyledi. Yerel bir eczanede çalışan bir satıcı ise, cinayetlerden bir gün önce Lizzie’nin zehir satın almaya çalıştığından bahsetti.

Dava, sanığın cinayetten birkaç gün sonra polisliğe verdiği çelişkili ve kafa karıştırıcı ifadeler nedeniyle savcılığa ağır bir darbe verdi; çünkü Lizzie avukatının yanında değildi. Hakim ayrıca eczane satıcısının zehir alma girişimiyle ilgili tanıklığını engelledi. Bu durum savcılığı, hakimin jüriye açıkça belirttiği gibi, zayıf bir dosyayla bıraktı.

Hakim Justin Dewey

5 Haziran 1893’te New Bedford, Massachusetts’te başlayan çift katliam davası, ulusal basının dikkatini üzerine çekti. Davanın en çarpıcı anlarından biri, savcı sunumunu tamamlayınca Lizzie’nin mahkeme salonunda bayılmasıydı. Basında Lizzie, intikam arayan bir canavar ya da kusursuz bir Hıristiyan kadını olarak iki farklı şekilde tanımlandı ve olay, halkı kendine hayran bıraktı.

“En Tatlı Sözler” ve Masumiyet Kararı

20 Haziran’da, 90 dakikalık tartışmalardan sonra jüri “masum” hükmünü verdi. Bir Ohio gazetesi, Lizzie’nin bu haberi duyduğunda yaşadığı anı şöyle aktardı: “Miss Borden’in başı, karşısındaki çubukta çöktü ve uzun zamandır akmayan gözyaşları, ‘masum’ diye duyduğu, istekli kulaklarına dökülen en tatlı sözlerle birlikte aktı.”

Dava, Lizzie’nin hayatının geri kalanını Fall River’daki görkemli Maplecroft evinde geçirmesini sağladı; bu evi kız kardeşiyle birlikte satın almıştı. 1927’de ölen Lizzie, ebeveynlerinin yanına defnedildi. Dönemin jürisinin, bir kadının işleyebileceğine inandığından çok, o dönemin toplumsal değerlendirmelerinin ve eksik delillerin sonucu olarak verilen bu hüküm, bugün hâlâ tartışılan bir konu olmaya devam ediyor.

Lizzie Borden acquitted

İlginizi Çekebilir: Diana’nın İntikam Elbisesi 29 Yıllık Beklentiden Sonra Sotheby’s’te Açığa Çıkıyor →
Kaynak: HISTORY ↗