Astronomerler, insanlığın ilk kez bir Güneş Sistemi dışındaki gezegenin kendisinden yayılan radyo sinyallerini doğrudan tespit etti. Bu devasa gaz devi, Dünya’dan yaklaşık 64 ışık yılı uzaklıkta yer alan Beta Pictoris b adlı gezegen ve Güneş Sistemi’ndeki Jüpiter‘in kütlesinin yaklaşık on katı kadar bir kütleye sahip. Sinyaller, Güney Afrika’da bulunan MeerKAT radyo teleskobu dizisi kullanılarak yakalandı. Ancak bu sinyallerin kaynağı uzaylılar değil; astrofizikçiler, sinyallerin gezegenin doğal bir fiziksel sürecinin ürünü olduğunu açıkladı.

Yapılan açıklamaya göre, bu bulgu insanları heyecanlandırsa da, sinyallerin uzaylı medeniyetlerinden değil, gezegenin kendi doğal süreçlerinden kaynaklandığı kesin olarak belirlendi. Araştırmacılar, tespit edilen radyo patlamalarının gezegenin manyetik alanı ve üst atmosferi arasındaki etkileşimin sonucunda ortaya çıktığını öne sürdü. Bu bulgu, uzayda yaşamın ötesinde gezegenlerin fiziksel yapısı hakkında önemli bilgiler sunma potansiyeli taşıyor.

Uzun süredir aranan doğrudan kanıt

Uzun süredir devam eden araştırmalara rağmen, bu ilk kez net biçimde bir ekzoplanete (Güneş Sistemi dışındaki gezegene) özgü olarak konumlandırılmış bir radyo tespiti olarak tarihe geçti. Oxford Üniversitesi’nde astrofizik profesörü olan ve bu çalışmaya katılmayan bir akademisyen, Live Science’e ilettiği e-postada, astronomların ekzoplanetlerden gelen radyo sinyallerini uzun süredir aradığını belirtti. Bu kişi, daha önce geçici ve dolaylı tespitler yapıldığını, ancak bu çalışmanın ilk gerçekten ikna edici doğrudan tespit olduğunu ve umut verici biçimde bundan çok daha fazlasının yolunu açtığını ifade etti.

“Ekzoplanetlerden radyo sinyalleri için uzun süredir aranıyor. Daha önce geçici ve dolaylı tespitler olmuştur, ancak bu ilk gerçekten ikna edici doğrudan tespit ve umut verici biçimde bundan çok daha fazlasının yolunu açıyor.”

Oxford Üniversitesi astrofizik profesörü

Araştırmacılar, çalışmada, Harvard ve Smithsonian Merkez Astronomi Enstitüsü’nde yüksek lisans öğrencisi olan lider ekibi, Güney Afrika’daki MeerKAT radyo teleskobu dizisini Beta Pictoris b adlı devasa gaz deviye yöneltti. Ekibin, gezegenden gelen hızlı ve tekrarlayan radyo patlamalarını yakalamasıyla bu bulgu ortaya çıktı.

Uzaylı değil, aurora etkisi

İlk başta sinyalin gezegenden mi yoksa onu çevreleyen ana yıldız Beta Pictoris’ten mi geldiği net değildi. Ancak ekibin, hem gezegenin hem de yıldızın radyo görüntülerini, uzak arka plan kuzaklarının (parlak ve aktif galaksilerin sabit referans noktaları olarak işlev gördüğü yapılar) konumlarıyla karşılaştırması sonucunda, radyo patlamalarının gerçekten de bu gaz devi gezegeninden yayıldığının teyidi sağlandı.

“Bu kesinlikle uzaylılar değil!”

Some of the satellite dishes that make up the MeerKAT radio telescope in Carnavon, South Africa. Araştırmanın lideri Sarah Aigrain

Sözkonusu çalışma henüz hakem değerlendirmesinden geçmemiş olsa da, araştırmacılar sinyallerin aurora (kuzey ışıkları) etkisinden beklenenlerle uyumlu olduğunu vurguladı. Aigrain, ekzoplanetlerde radyo yayılımını üretebilecek iki doğal sürecin bulunduğunu açıkladı. Bunlardan biri, gezegen yıldızı çok yakından dönerken manyetik alanının yıldızın manyetik alanıyla doğrudan etkileşime girdiği manyetik yeniden bağlanma sürecidir. İkincisi ise, yıldızın yüksek enerjili yüklü parçacıklarının gezegenin üst atmosferiyle etkileşime girdiği aurora etkisidir. Bu ikinci etki, araştırmacıların tespit ettiğine inandıkları süreçtir.

Aigrain, auroraların Dünya’da ve Jüpiter, Satürn gibi diğer Güneş Sistemi gezegenlerinde de gözlemlendiğini, ancak bu gezegenlerde çok daha güçlü biçimde ortaya çıktığını belirtti. Yapılan ölçümlerden yola çıkarak ekibin, gezegenin manyetik alanının yaklaşık 1.250 gauss olduğunu hesapladığı öğrenildi. Karşılaştırma açısından, Jüpiter’in manyetik alanı yalnızca yaklaşık 4,3 gauss, Dünya’nın ise 0,5 gauss seviyesinde.

Manyetik alanın yaşam için önemi

Aigrain, bu tür manyetik alan ölçümlerinin, gezegenlerin manyetosferlerinin nasıl oluştuğu ve bu alanların ne kadar güçlü olacağını neyin kontrol ettiğine dair tam olarak anlaşılmadığı için önemli olduğunu söyledi. Bir gezegenin manyetik alanını ölçme yeteneğinin, potansiyel olarak yaşanabilir ekzoplanetlerin aranmasında da yardımcı olabileceğini belirtti.

“Bir gezegenin manyetik alanı, atmosferini yıldızın yüklü parçacıklarının oluşturduğu ‘rüzgâr’ın korur. Bu rüzgâr, aksi halde atmosferden malzeme taşırabilir. Örneğin Dünya’da manyetik alan, atmosferi koruyup gezgedeki yaşamı zararlı yüksek enerjili radyasyondan korumada kritik bir rol oynamıştır.”

Sarah Aigrain

Aigrain, söz konusu gezegenin oldukça kütlesiz değil, kütlesinin büyük ve atmosferinin kalın olduğunu, dolayısıyla güçlü bir manyetik alana sahip olmasa bile muhtemelen atmosferini koruyabileceğini, ancak yaşam barındırmaması beklenildiğini ekledi. Gelecekte bu tür ölçümleri, manyetik alanın koruyucu etkisinin daha kritik olabilecek daha küçük gezegenler için de yapma imkanı bulunabileceğini belirtti.

MeerKAT, birkaç yıl içinde hizmete girmesi beklenen yeni büyük teleskop olan Küçük Kilometre Dizisi’nin (SKA) bir öncü aletidir. Aigrain, bu gözlemevinin “çok daha güçlü” olacağını ve böylece bu tür sinyalleri arayabileceğimiz çok daha fazla sistem olacağını söyledi.

İlginizi Çekebilir: Dış Gezegenlerdeki Yaşam Arayışında Dev Bir Kör Nokta Tespit Edildi, Çözüm İçin Yıldızların Işığı Öncelikli Olmalı →
Kaynak: Live Science ↗