Arkadaşlar, uzun süredir kafamı kurcalayan bir konuyu açmak istiyorum. Son yıllarda Atatürk’e atfedilen sahte sözlerin ve internet ortamında dolaşan şehir efsanelerinin yayılımı ciddi boyutlara ulaştı; sosyal medyada, hatta bazı basılı materyallerde bile gerçekmiş gibi aktarılan alıntılar görüyoruz. Bir arşivci ve harp tarihi araştırmacısı olarak bu durumun asıl endişe verici tarafı, belgesel doğrulama sürecinden geçemeyen bu içeriklerin zamanla “kabul görmüş gerçek” statüsüne yükselmesi. Sorum şu: Bu tür sahte atıfların tarihsel belleğe ve kaynak güvenilirliğine uzun vadeli olarak koyduğu hasarın ölçülebilir bir parametresi var mı? Yani, bir alıntının ne kadar yayıldığı, ne kadar kurumsal alana sızdığı ile ne kadar kalıcı “kirlilik” yarattığı arasındaki ilişkiyi nasıl izlenebilir kılabiliriz?
Bunu bir kılavuz ya da metodoloji çerçevesinde düşünüyorum. Örneğin, sahte bir sözün kaynağı takip edilip çürütüldükten sonra bile kamu zihninde bıraktığı iznin geri kazanılması için mühendislik temelli bir düzeltme sürecinin işleyişini merak ediyorum. Yalanın doğrulamadan daha hızlı yayıldığı bu ortamda, sahte metnin doğrulanması ya da resmen reddedilmesi asıl içerikle aynı etkiyi yaratabiliyor mu? Bunu bir “bilimsel/hukuki sınır” olarak nasıl tanımlamalıyız? Deneyimleyen, böyle bir sahte atfı kaynağıyla birlikte çürütmüş arkadaşlar, sürecin etkisinin ne kadar kalıcı olduğunu nasıl değerlendirmiş?
"19. Yüzyıl matbuat tarihi ve ilk Türkçe gazetelerin bağımsızlık mücadelesi."