Güneş’e en yakın gezegen olan Merkür’ün, evrendeki en sıcak gezegen olmasa da şaşırtıcı bir durum değil: ortalama 31 milyon mil (50 milyon kilometre) daha uzakta yer alan Venüs, yüzey sıcaklığının 480 santigrat dereceye kadar yükseldiği Merkür’ün 430 santigrat derecesinden daha sıcak. Nedeni ise gezegenlerin Güneş’ten uzaklığından çok atmosfer yapısı, yansıtma oranı ve jeolojik geçmişiyle ilgili; bu konuyu Live Science’e açıklamaya gelen uzmanlar şu şekilde özetliyor.

Kaliforniya Üniversitesi Riverside kampüsünde gezegen yaşanabilirliği üzerine çalışan astrofizikçi Kane’e göre bir gezegenin yıldızına uzaklığı, olayın tek belirleyicisi değil. “Uzaklık bize bir gezegene ne kadar güneş ışığının ulaştığını söylüyor, ancak bu ışığın ne kadarının yansıyıp ne kadarının emildiğini, ısının ne kadar verimli şekilde kaçtığını ya da atmosferin ısıyı gezegen etrafında ne kadar etkili taşıdığını göstermiyor. Bu özellikler uzaklığın en azından kadar önemli olabiliyor, bazen çok daha önemli,” diyor Kane.

Sıfır Atmosferde Gündüz Gece Arası

Kane’e göre Merkür’ün atmosferi neredeyse yok denecek kadar az. Gelen güneş ışığı çıplak kayaya doğrudan çarpıyor ve gündüz saatlerinde yüzeyi aşırı derecede ısıtıyor. Ancak üzerinde bu ısını hapsedecek bir şey neredeyse olmadığı için, Güneş batarken Merkür o ısıyı uzaya doğru anında geri yayan. Sonuç olarak gece sıcaklıkları gündüzdeki yaklaşık 430 santigrat derece (800 Fahrenheit) değerinden, geceleri yaklaşık 180 santigrat derece altı (-290 Fahrenheit) seviyesine kadar düşüyor — yani günlük bir dalgalanma söz konusu.

A black object behind the fiery red planet of Venus.

Sürekli Bir Kılıf

Venüs ise tam tersi bir hikaye anlatıyor. Dünya’nın yaklaşık 90 katı yoğunluktaki ve neredeyse tamamen karbondioksitten oluşan atmosferiyle sarılmış olan Venüs, ısını o kadar etkili biçimde hapsediyor ki güneşin hangi noktada olursa olsun yüzey sıcaklığında neredeyse hiç değişme oluyor. Işınım enerjisi gezegenlere esas olarak yakın kızılötesi radyasyon ve görünür ışık olarak ulaşırken, azot, oksijen ve karbondioksit gibi gazlardan oluşan atmosfer bu enerjiyi büyük bir zorlukla emiyor. Yüzey ve alt atmosfer bu enerjiyi soğuttuktan sonra, hissettiğimiz ısı olan kızılötesi enerji biçiminde yeniden salıyorlar. Karbondioksitin kızılötesi radyasyonu yakalamada ve tutmada çok başarılı olması Kane’in de vurguladığı bir gerçek.

Venüs’te atmosfer o kadar derin ve karbondioksit yüklü ki, uzaya kaçmadan önce yüzeyden çıkan kızılötesi enerji defalarca emilip yeniden yayılıyor. Bu enerjinin bir kısmı aşağıya doğru yönlendiriliyor ve gezegenin alt atmosferini daha da ısıtıyor.

Astrofizikçi Kane

Bir noktada şunu belirtmek gerekiyor: Venüs aslında Merkür’den daha fazla güneş ışığını emmiyor. Kalın bulut örtüsü, ışığın yere ulaşmadan önce gelen güneş ışığının yaklaşık dörtte üçünü uzaya geri yansıtıyor ve yalnızca %3’ünün yüzeye kadar inebiliyor. Hatta bu atmosfer ve bulut tabakası kaldırılırsa, çıplak kayadan oluşan bir Venüs aslında Merkür’den daha soğuk olurdu; çünkü baştan itibaren sadece %29 oranında güneş ışığı alacaktı. Yani Venüs’ü ısıtan şey güneşin altında yatan değil, üzerindeki o kılıf.

A series of small black objects behind the yellow planet of Venus.

(Image credit: NASA / Handout via Getty, NASA / Handout via Getty)

Kılıfın Nereden Geldiği

Venüs’ün atmosferik kılıfı tek seferde ve aniden ortaya çıkmadı. Washington Üniversitesi St. Louis kampüsünde toprak, çevre ve gezegen bilimleri alanında yardımcı profesör olan gezegen bilimci Bryne’e göre Venüs’te geçmişte ve günümüzde güçlü volkanik ve tektonik aktiviteye işaret eden kanıtlar var; bu aktiviteler gezegeni karbondioksit kılıfıyla sarıyor. Bu volkanik faaliyet o kadar yoğun ki, Bryne modern Venüs’ü kendine yeten bir “kaçak sera” (runaway greenhouse) durumundayken tanımlıyor — gezegenin iç kısmının o an ne yapıyor olursa olsun aşırı ısısının sürdürülebilir bir süreç haline geldiği.

Bu ısı aşağıdan üretilmiyor; zaten sahip olduğu atmosferin sonucudur ve yukarıda anlatılan aynı kızılötesi hapsi etkisiyle sabitlenmiştir. Uzmanların verdiği yanıtlar bir araya geldiğinde ortaya çıkan temel ders tek bir noktaya işaret ediyor: Bir gezegenin yıldızına ne kadar yakın olması, iklim hikayesinin yalnızca giriş bölümüdür. Atmosferin türü ve bu atmosfer ısını ne kadar etkili biçimde tuttuğu genellikle gerisini belirler.

İlginizi Çekebilir: Nijerya’nın Tarihine Sahip Çıkan Benin Heykelleri: Cleveland Müzesinden Gelen Anıtsal Baş, İade Talebinde Yeni Bir Sayfa Açıyor →
Kaynak: Live Science ↗