Harvard University Press, 13. yüzyıl mistiği Mevlâna Celâleddin Rûmî’nin Sufiliğe verdiği derin etkiyi ve öğretilerinden doğan topluluğu incleyen “After Rumi: The Mevlevis and Their World” adlı yeni bir kitap yayımladı. Kitap, Rûmî’nin öğretilerinden ortaya çıkan dini topluluk ile bu takipçilerin Osmanlı Anadolu’sundaki dini hayattaki rolünü ele alıyor. ISBN numarası 978-0-674-29614-5 olan eserin sayfa sayısı 276.
[otarih] sitesinde aktarılan bilgilere göre, kitap 13. yüzyıl Konya’sında başlar ve 17. yüzyıl İstanbul’unda sona erer. Eserde Rum Selçuklu Devleti’nin çöküşü, Anadolu’daki Moğol hâkimiyeti ve kısa süreli doğrudan yönetimi, bölgesel beyliklerin yükselişi ile Osmanlı İmparatorluğu‘nun altın çağı anlatılıyor.

Eser, Bizans İmparatorluğu’nun karanlık çöktüğü, Anadolu’daki Hristiyan ve Müslümanların iç içe geçmiş sosyal ve siyasal yaşamlarının olduğu döneme başlar; bölgedeki siyasal ve dini otoritenin neredeyse yalnızca Sünnî Müslümanların elinde toplandığı, farklı görüş ve önceliklere sahip oldukları döneme ulaşır.
Kaynağa göre kitap, Anadolu’daki Müslümanlar arasında Farsçanın neredeyse tamamıyla dilbilimsel ve edebî hâkimiyetini sağladığı bir dönemde başlar; Türkçenin edebî bir dil olarak yükselişine tanıklık eder ve ardından Arapça, Farsça ile Osmanlıcının öğrenim dili statusunu paylaştığı bir döneme ulaşır. Sonunda ise Osmanlıcının hâkim hale geldiği, Arapçanın teknik dini ilimler için aracılık ettiği ve Farsçanın çoğunlukla birkaç edebî meclise indirgendiği bir dönemi kapsar.
Kitap, Jalâleddin Rûmî’nin öğretilerinden esinlenen Sufi tarikâtı Mevlevilerin gelişimini izler. Batı dünyasında en çok “Dönme Dervişleriyle” tanınan Mevleviler, başta Rûmî’nin soyundan gelenlerin önderliğinde Anadolu genelinde yayılarak Osmanlı toplumunda kendilerine bir yer edinmişlerdir. Eser, tarihin 17. yüzyıla kadar izlendiği ve hem Edad Media‘ı hem de Erken Yeni Çağı kapsadığı belirtiliyor.
Eserin neredeyce üçte biri son dipnotlara ve kaynakçaya ayrılmış olup bu durum akademik araştırmacılar için zengin bir malzeme sunduğu vurgulanıyor. Kitap, özellikle Sufi tarihi ile Osmanlı İmparatorluğu’ndaki din çalışmalarıyla ilgilenenler için ilgi çekici bulunuyor.
Tamamı boyunca kitap, Mevlevilerin kendilerini anlama biçimlerine konfesyonel (dini) olmayan bir bakış sunar; onları 17. yüzyıla kadar Osmanlı dünyasında hem entelektüel hem de sosyal bir güç olarak inceler. Yolda ortaya çıkan Farsça ve Sufiliğe dair argümanlar bu temel iddiayı güçlendirerek Mevlevileri, biçimlendirmeye güçleri olan sosyal bir ortama yerleştirir. Elias hem siyasal aktörler hem de entelektüeller olarak Mevlevilere ilgi duarak, bu tarikâtın dayanıklılığının karizmatik otorite ve karizmatik metne dayanan duygusal bir topluluk olduklarına dair içsel bilinçleriyle ilişkili olduğunu gösteriyor. Mevlevilerin kendilerini sunuşuna uzaktan tanık olan kitap, Rûmî’ye dair mevcut çalışmaları tamamlayarak, bir topluluğun kendini anlama biçiminde alım (reception) kritik yaklaşımı üzerinde ısrar ediyor.
Allison Kanner-Botan
Kaynağa göre kitabın yazarı Jamal J. Elias, Pennsylvania Üniversitesi’nde İslâm düşüncesi, Batı ve Güney Asya’daki edebî ve görsel kültür ile tarih üzerine çalışan bir profesördür.




1 comentario