Tuğra Nedir ve Nasıl Oluşur
Tuğra, padişahın ismi ve lakabı bulunan alâmet ve imza olarak tanımlanmaktadır. Hat sanatının bir kolu halinde yüzyıllar boyunca usta hattatlar eliyle yazılan tuğra, Türkçede padişahın ismini ihtiva eden özel bir işaret veya padişahın imzası gibi anlamları ifade eder. Aslı Oğuz lehçesinde túغراغ “tuğrâğ” biçiminde olan kelime, hükümdarın basılmış imzası anlamına gelir.
Sere ve Beyze: Metin ve Kavis Kısımları
Padişahın kendisi ve babasının isminin yazıldığı kısma taht, kürsü veya sere adı verilir. Halk arasında sele de denilen sere veya kürsünün sözlük anlamı, açık duran başparmağın ucundan işâret parmağının ucuna kadar olan uzaklık demektir. Tuğranın metin kısmı olan bu bölümde pâdişâhın ve babasının adları ile Şah, Han ve el-Muzaffer kelimeleri yazılıdır.

Beyze ise bin ile Han kelimelerinin ‘n’ harflerinin kıvrılmasıyla meydana gelen ve iç içe yazılan iki kavise denir. İç beyze ve dış beyze adı verilen bu iki kavis tuğranın sol tarafındadır. Dâimâ kelimesi ise bunun ortasındadır.
Tuğ, Zülüf ve Kollar
Tuğ veya elif, tuğranın yukarıya uzanmış olan mızrak şeklindeki ||| çekmeye (üç elife) verilen addır. Bunların üzerine flama gibi çekilen kıvrıklara zülüf veya zülfe denmektedir.
Tuğranın kolları, hançere veya kol olarak da adlandırılır. Beyzelerin devamı olan ve el-Muzaffer kelimesinin üzerinden geçerek tuğranın sağına doğru paralel iki çizgi halinde uzanan kısma bu ad verilir.
Tuğranın Tarihsel Gelişimi
Uzun yıllar ilk Sultan Osman Gazi’ye ait bir tuğraya hiçbir yerde rastlanmamıştı. Bu nedenle yakın zamana kadar 36 Osmanlı padişahı, ama 35 Osmanlı padişah tuğrası vardı. 2026 yılı Temmuz ayında Araştırmacı-Author, Yeniçağ Tarihi uzmanı Hakan Yılmaz tarafından New York Metropolitan Art Museum’da tespit edilen Osman Gazi’nin 14.-15. yüzyıllara has türban tipi miğferinin üzerinde onun tuğrasının bilinen ilk ve tek örneği ortaya çıkmıştır.
Yılmaz’ın dikkatli bir okuyuş ve analitik bir çözümleme ile deşifre ettiği bu ilk tuğranın seresinde عثمانبگ بن خان “Osmân-Beg bin Hân / Hanoğlu Osman Bey” ifadesi yer almaktadır. Orhan Gazi tarafından kullanılan ikinci tuğra ise اورخان بن عثمان “Orhân bin Osmân” ifâdesinden ibâret olup, bu tuğraların yer aldığı belgelerden ilki 724/1324, ikincisi 749/1348 tarihlidir.
Tuğranın Kullanım Alanları
Önceleri ahidname, menşur, name-i hümâyun, mülknâme, ferman, vakfiye, berat gibi belgeler üzerine ve ortaya yazılan tuğra, sonraları para, defter ve kâğıtların başına bir hanedan arması halinde kullanılmıştır. Bayraklarda, pullarda ve resmi yapılarda da kullanılan tuğra, vesikalarda tevki-i hümayun, nişan-ı hümâyun, nişan-ı şerif-i âlişan, misal-i meymun, alamet-i şerife ve tuğra-i garra diye de isimlendirilmiştir.
Tuğra çekenlere tuğrai, tevkii, nişancı, tuğrakeş ve tuğranüvis denilirdi. Şehzadeler ise isimleri ile tuğra çektirir, emirler yazdırır ve bu suretle kendi idareleri altındaki bölgelerde bir padişah gibi hüküm sürerlerdi. Yalnız kendi adlarına para bastıramaz ve namlarına hutbe okutamazlardı; bu iki imtiyaz yalnız padişahlara aittir.
15 Haziran 1927 tarihinde tuğraların kaldırılması ile ilgili bir kanun hazırlanmıştır.
Bu açıklama Vikipedi kaynaklarından uyarlanmıştır ve şu lisans altında sunulur: CC BY-SA 4.0.




Zatím žádné komentáře