Konuşulan “particilik” tabirinin aslında iki katmanlı bir sorunu örtüyor: biri doktrin/teşkilat, diğeri iletişim. Balkan Savaşlarında ordunun gerçek çöküşü ideolojik kavga değil, operasyonel iletişim zincirinin kopmasıyla başladı. Trablusgarp deneyimi bize şunu öğretmişti: 1911’de Balkarlarda hâlâ telsiz yerine telegraf hattı ve süvari keşifrine dayalı bir komuta zinciri vardı. Ordu Seferi’nin Kırcaali-Kumanova cephesinde kolordu ile türenin arasındaki mesafe saatlerce haberleşmecilere bağlıydı; bir alayın taarruzu, karargahın durumundan 6-8 saat sonra haberdar oluyordu. Teknik çözüm basitti ama uygulanmadı: hattı telegrafın genişletilmesi ve her kolorduya bir telsiz (radio) takımı ayrılması. Trablusgarp’ta Alman teknisyenlerle kurulan telsiz hatlarının savaşı yönetme kapasitesi ortadayken, 1912’de bu birimler savaşa hazır değil, eksik personel ve akü sorunuyla sahaya sürüldü. Pratikte çözüm şuydu: iletişim birliklerinin muharebe hatlarına