İnsanların kendilerini nasıl algıladığının yansıması olan politik mitler, bir toplumun kimliğini ve ne yapması gerektiğine dair inancı şekillendiren görünmez bir bağlayıcı olarak işlev görüyor. Bir milletin varoluşsal özünü ve kolektif kimliğini bir arada tutan bu anlatılar, insanları eyleme sevk eden çağrıların kaynağı oluyor. Mitlerin yok edilmesi, bir milletin kolektif kimliğini yok etmek anlamına geldiğinden, bu anlatılar tarihte de gelecekte de tamamen ortadan kaldırılmadan, yalnızca yenileriyle değiştirilebiliyor.
Britanyalı yazar Simon Lea, TheCollector.com’da yayımladığı makalesinde, politik mitlerin ne olduğu, nasıl işlediği ve neden vazgeçilemeyeceği sorularına yanıt arıyor. Lea, bu analizi ABD’nin “açık kader” (manifest destiny) miti üzerinden bir vaka çalışması olarak sunuyor. Yazar, tüm politik mitlerin genellikle aynı biçimde çalıştığını belirterek, Norman boynuzu efsanesi gibi başka örneklerin de aynı mekanizmayı işlediğini vurguluyor.
Mit Nedir ve Nasıl Çalışır?
Lea’ya göre politik mitin temel fikri, işgalin öncesinde bir zamanların daha mutlu bir yer olduğu yönündeki inancın üzerine kurulmasıdır. İngiltere’deki Norman boynuzu efsanesinde, I. William’ın meşru bir kral olmadığı ve yerli halkı ezdiği iddia edilirken, bu efsane aslında meşruiyetini kaybetmiş hâkimlere karşı başkaldırma ve daha mutlu, meşru bir yaşam biçimine dönme fikrini taşır. Bir zamanların nasıl olduğu ile bugünün nasıl olması gerektiği arasındaki bu karşıtlık, zamanla “ortak akıl” haline dönüşüyor.
Yazar, mitlerin insanlara ne yapmaları gerektiğini söylemenin ötesinde, aynı zamanda hayatlarına bir anlam ve amaç katma işlevi de taşıdığını açıklıyor. Mitler, insanların çabalarının, mücadelelerinin ve başarılarının anlamlı olduğunu hissettirerek, toplumların kaçınılmaz fedakarlıklarını ve acıyı dayandıkları için gerekli bir psikolojik destek sunuyor.
Politik mitler insanlara bir şey yapmaları için çağrı yapar; ama aynı zamanda insanlara bir anlam ve amaç verir. Mitin gücü, hayatımıza anlam katmasındadır.
Simon Lea, TheCollector.com
Açık Kader ve Tepedeki Şehir
Lea’nın vaka çalışmasının merkezinde yer alan “açık kader” miti, ABD’nin net bir kaderine sahip olduğu fikrine dayanıyor. Bu mit iki temel iddiayı içeriyor: Birincisi, ABD’nin yapması gereken bir şeyi gerçekten yaptığını; ikincisi ise bu işin yapılacağı çünkü bu onun kaderidir. Mitin altında ayrıca, bu ilerlemenin iyi olduğu ve ABD’nin tek bir misyonda birleşik olduğu ima edilir.
1800’lerin ortalarında ABD’de ilk kez kullanıldığı dönemde, kolonistlerin batıya doğru yayılması kaderli bir süreç olarak görülüyordu. Bu genişleme doğal olarak büyük ölçüde ekonomik nedenlerle motive olsa da, mitin yayılmasında güçlü bir dini coşku da etkiliydi. Birçok yerleşkenci, batıya doğru hareketin Tanrı tarafından emredildiğine ve onaylandığına inanan Hıristiyan protestanlardı. Onlar için yerli halkların Hıristiyanlaştırılması ve toprağın işgali bir dini görevdi.
Bu bağlamda ortaya çıkan “tepedeki şehir” metaforu, ABD’nin dünyaya parlayan bir fener olarak sunulması fikrini içeriyor. Bu kavram, 17. yüzyılda Puritan John Winthrop’un, yeni kuracakları koloninin dünyaya örnek olacağına dair verdiği dini konuşmadan kaynaklanıyor. Winthrop, “Siz dünyanın ışığız. Tepede kurulan bir şehir gizlenemez” diyerek, koloninin başarısız olursa Tanrı’nın lütfundan vazgeçeceğini uyarı niteliğinde bir not çalınmasını hedefliyordu.
Siz dünyanın ışığız. Tepede kurulan bir şehir gizlenemez. İnsanlar bir mum yakar ve onu bir çukura gömer mi? Hayır, mumluk üzerine koyar; çünkü evdeki herkese ışık verir.
John Winthrop, 17. yüzyıl Puritan konuşması
Mitin Politik Kullanımı
“Tepedeki şehir” fikri, ABD siyasi söyleminde Winthrop’un konuşmasından bu yana defalarca karşımıza çıkıyor ve açık kader mitinden ayrı düşünülemez. Bir siyasetçinin ya da düşünürün, Amerikalıları Tanrı tarafından emredilen ortak bir kaderde birleşik bir misyonda görmesini istediğinde, “tepedeki şehir” metaforuna başvuruyor.
Lea, bu metaforun siyasi kullanımı açısından partilerin ayrımının önemli olmadığını gösteriyor. 1961’de Massachusetts’te verdiği konuşmada Winthrop’u rehberi olarak gösteren Demokrat John F. Kennedy, Winthrop’un tepedeki şehir sözlerini doğrudan aktarmıştı. Cumhuriyetçi Ronald Reagan, seçim gecesi ve veda konuşmasında Winthrop’u defalarca anarken, 2016’da Donald Trump’ı eleştiren konuşmasında miti çağrıştıran Mitt Romney, Church of Jesus Christ of Latter-day Saints üyesiydi. Obama da sık sık bir tepedeki şehirden bahsetti.
Yazar, bu metaforun çağrıştırıldığı kişilerin Demokrat ya da Cumhuriyetçi olmasının farkının olmadığına dikkat çekerken, mitin dini bir kökenine rağmen onu kullananların aynı dini görüşlere sahip olmadığının da altını çiziyor. Kennedy Katolik, Reagan Presbiteriyen, Romney ise Latter-day Saints üyesiydi.
Mitin Gerisinde Yatan Gerçek
Lea, açık kader mitinin Tanrı tarafından onaylanmış birleşik bir milletin misyonuna hitap ettiğini gösterse de, gerçekte tüm Amerikalıların mitin arkasındaki ideallerle hemfikir olmadıklarını vurguluyor. Hatta bu ideallere inananlar bile tek bir cephe oluşturmadılar. ABD İç Savaşı’nın (1861-1865) her iki tarafı bile açık kader fikrinden yararlandı.
Abraham Lincoln, 1863’de verdiği Gettysburg konuşmasıyla açık kaderi çağrıştıran en ünlü konuşmalardan birini verdi. Burada Amerika’nın Tanrı’nın altında “büyük görevini” anlatırken, bir önceki yıl Kongre’ye hitaben Amerika’yı “dünyanın son ve en iyi umudu” olarak tanımlamıştı. Bu konuşmalar, Amerikalıların dünyaya parlayan bir örnek olduğunu ve Tanrı’nın planını uyguladığını gösteriyor.
Yazar, mitin odak noktasının yalnızca belirli beyaz Hıristiyan yerleşkencilerde olduğunu ve başkalarının ihtiyaçlarını ve isteklerini tamamen göz ardı ettiğini belirtiyor. Bu mitin altında, bazı insanların başkalarından daha uygun şekilde Tanrı’nın iradesini yerine getirdiği yönündeki ırkçı düşünce gizli bir şekilde varlığını sürdürüyor.
Mitler Vazgeçilebilir mi?
Lea, politik mitlerin mevcut ortak aklı—bir milletin kim olduğuna dair algıyı—kullanmalarından hareketle, bu mitlerden vazgeçilmeden bu ortak aklı zarar vermeden hareket etmenin imkânsız olduğunu savunuyor. Bir mitin yıkılması, bir milletin kolektif kimliğini de yok eder; geriye sadece kolektif bir kimliği olmayan, büyük bir insan grubu kalır.
Yazar, mevcut ortak aklı ve politik mitolojileri kullanarak insanları bir millet olarak tanımayı gerektiren bu döngüyü şöyle açıklıyor: İnsanların kendini görme biçimini değiştirmeye çalışmak için, onları öncelikle bir millet olarak tanımanız gerekir; ancak bunu yaparken onları birleştiren mevcut ortak aklı kullanıyorsunuz. Bir milletin politik mitlerinden vazgeçirmeye çalışmak için, onları bir millet olarak çağrıştırmak zorundasınız.
Lea, mevcut bir politik miti ortadan kaldırmak için, eski mitlerden vazgeçmenin ortak akıl haline getirilmesi gerektiğini, ancak bunu yapabilmek için yeni bir ortak akıl kurmanız—ki bu da yeni bir politik mit gerektiriyor—gerektiğini savunuyor. Bu nedenle politik mitler tamamen yok edilemez; mitler yalnızca yeni mitlerle değiştirilebilir.
Mitler ortak aklı kullanır; dolayısıyla bu mitlerden vazgeçmek, bu ortak aklı yok etmek anlamına gelir. Bu yüzden politik mitler tamamen ortadan kaldırılmadan, yalnızca yenileriyle değiştirilebilir.
Simon Lea, TheCollector.com
Alman filozof Friedrich Nietzsche’nin, tüm mitlerin Silenus bilgeliliğine karşıtlık taşıdığını söylediği bir perspektif de bu tartışmaya ışık tutuyor. Silenus, insanlara duyulabilecek en kötü sırrı ortaya koyan efsanevi bir yaratık olarak, hayatın en iyisinin hiç doğmamak, ikinci en iyisinin ise en hızlı şekilde ölmek olduğunu söylediği söylenir. Nietzsche için Silenus, hayatın çabaya değmediğini ve her şeyin anlamsız olduğunu ifade eden bir mitken, diğer tüm mitler—politik mitler dahil—bu düşüncenin karşıtıdır. Politik mitlerin bu kadar güçlü olmasının nedeni, hayatımıza anlam katmasındadır.
Lea’nın makalesi, politik mitlerin insanları eyleme sevk ettikleri kadar, aynı zamanda hayatlarına anlam ve amaç kattıkları gerçeğini öne çıkarıyor. Açık kader miti, Amerikalıların bir amaçları olduğunu ve çabalarının anlamlı hâle geldiğini, bir misyonda olduklarını “ortak akıl” düzeyine indirger. Yazar, bu mitlerin kökeninin her zaman belirsiz olduğunu, çünkü mitlerin kullanıcılarının mevcut mitleri bir araya getirerek kendi amaçlarına tam olarak hizmet edecek yeni mitler yaratmalarını gerektirdiğini son kez hatırlatıyor.
Norman boynuzu efsanesi ve yerli halklar gibi kavramların, mitlerin nasıl işlediğini anlamak açısından önemli referanslar olduğu, Puritan yerleşkenciler, John F. Kennedy, 1863 Gettysburg Konuşması, hayal edilen gelecek, Soğuk Savaş ve bir milletin kimliğine dair algı gibi başlıkların da bu analizin ayrılmaz parçaları olduğu görülmektedir.

Bu makale, TheCollector.com’da 24 Eylül 2026 tarihinde Simon Lea tarafından yayımlanmıştır. https://www.thecollector.com/simon-lea/