Amerikan keşifçisi, rehber ve avcı William Frederick Cody, daha sonra “Buffalo Bill” olarak anılacak isim, 1883 yılında Nebraska eyaletindeki Omaha şehrinde kurduğu Buffalo Bill’s Wild West Show adlı açık hava gösterisini yarattı. Neredeyse üç on yıl süren bu devasa sahne, seyircilere Vahşi Batı’nın gerçeklerini ve efsanelerini aynı anda sundu; sahnesinde bizonlar, kabadayılar, yerli kabile mensupları, atışçıların yanı sıra yeniden canlandırılan savaşlar ve törenler yer aldı. 1884’te Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada’da yollara çıkan gösteri, 1887’de Kraliçe Victoria’nın altıncı yıldönümü kutlamaları sırasında Avrupa’ya ulaştı ve kısa sürede dünya çapında bir fenomen haline geldi.
Gösterinin neredeyse üç on yıllık yolculuğu boyunca milyonlarca insanı Amerika’da ve Avrupa’da eğlendiren bu sahne, aslında Buffalo Bill’in yalnızca bir eğlence girişimi değil, kaybolan bir çağın hafızasını koruma çabasıydı. 1846’da Iowa eyaletinde doğan Cody, Vahşi Batı döneminin sıradan bir kabadayısı değildi; Pony Express’in binicisi oldu, Amerikan İç Savaşı‘nda görev yaptı ve Hint Savaşları sırasında ordunun rehberi olarak çalıştı. ABD Ordusuna et tedarik etmek amacıyla bizon avlayarak kazandığı bu unvan, onun efsanevi kimliğinin temelini oluşturdu. 1917’de 71 yaşında vefat eden Cody, hayatının renkli ve maceralı yönü sayesinde mükemmel bir üne kavuşmuştu.
Efsaneyi Besleyen Bir Rehber ve Yazar
Cody’nin gösterisini kurmasındaki itici güç, o dönemin kendisi için taşıdığı prestiji değerlendirmekti. 1869’da yayımlanan “Buffalo Bill, The Border King” başlıklı bir kuru para romanı (dime novel) ve sahne performansları onu ünlü yaptı. 1883’te bu ününü ticarileştirmeye karar veren Cody, gösterisini kurdu ve Buffalo Bill’s Wild West Show adeta hayat buldu. İlk gösteri Omaha’da sahneye çıktıktan kısa bir süre sonra yollara koyuldu.
Gösteri için Cody yalnızca eğlence aramıyordu. 1880’lerde Eski Batı dönemi, insanların yerleşmesiyle birlikte soluklanmaya başlamış; yasalar pekişmiş ve Hint kabileleriyle yaşanan savaşlar sona ermişti. Bill, Vahşi Batı’nın geleneklerini korumayı ve gelecek kuşaklara aktarmayı umuyordu. Böylece hırsızları, kanun adamlarını ve iyi insanları sürekli çatışan, kendi taraflarını savunmaya hazır bir dünyayı canlandırdı. Göstermeniliği ve zarafetiyle yamulamaz bir gösteriye dönüştüren bu vizyon, sahneyi dünya çapında bir olguya taşıdı.
Gösterinin asıl amacı, Vahşi Batı’nın geleneklerini korumak ve bunları gelecek için paylaşmaktı. Böylece hırsızlar, kanun adamları ve iyi insanlar arasında sürekli bir mücadele canlandırıldı; bu da seyirciyi kendine çeken bir dünyayı yarattı.
Matt Whittaker, TheCollector.com
Omaha’dan Başlayan, Kraliçe Victoria’nın Kutlamasında Avrupa’yı Fetheden Gösteri
Buffalo Bill Cody, Nebraska eyaletindeki Omaha şehrinde 1883’te Wild West Show’u kurdu. Neredeyse 30 yıllık yolculuğu boyunca gösteri Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada’da 1884’te yollara çıktı ve zamanla Avrupa’ya ulaştı. İlk Avrupa turnesi, 1887’de Kraliçe Victoria’nın altıncı yıldönümü kutlamaları sırasında gerçekleşti ve Amerikan Vahşi Batısı’nın neye benzediğine dair bir pencere sundu.
Gösterinin zirve yaptığı dönemde neredeyse 1.200 kişilik bir ekip çalıştırdı. Başlangıçta kabadayılar, atışçılar ve yerli Amerikalılar sahneye konurken, zamanla diğer gruplar da katılarak gösteriye kendi dokunuşlarını kattı. Buffalo Bill, “Küçük Kesin Vuruş” (Little Sure Shot) olarak bilinen, atışma becerileriyle ünlü Annie Oakley’yi ve aynı zamanda tanınmış bir atışçı olan Calamity Jane’i kadrosuna kattı.
Yerli Amerikalı oyuncular gösterinin ayrılmaz parçasıydı. Lakota Sioux, Arapaho ve Cheyenne gibi kabileler katılarak savaşları yeniden canlandırdı ve geleneksel danslarını sergiledi. Eski Batı efsanesinde adları zaten yankılanan efsanevi yerli liderlerden biri olan Sitting Bull da bir süre gösterinin parçası oldu.
Sitting Bull, Custer’ın 1876’da Little Bighorn Savaşı’ndaki yenilgisinde belirleyiciydi. Annie Oakley ile dostlaştılar ve o, ona “Küçük Kesin Vuruş” lakabını verdi.
Matt Whittaker, TheCollector.com
Sitting Bull, Annie Oakley ile araları iyileşti; bu bağ sayesinde ona verildiği lakap da onun kaleme aldığı bir isimdi. 1900’den sonra gösteri genişledi ve Arjantinli gaucholar, Meksikalı vaqueros ve Zulu savaşçıları da kadroya katıldı.
Rakip Gösteriler, Borçlar ve Erken Sinema Sahnesini Aldı
Gösteri neredeyse 30 yıl sürdü; Amerika’da sahneye kondu ve Avrupa’ya sekiz kez turne yaptı. Ancak yolculuğu Colorado eyaletinde Eylül 1913’te sona erdi. Yolculuğu boyunca toplamda 3.000’den fazla gösteri verildiği tahmin ediliyor. Gösterinin popülerliğine dair bir ipucu, 1887’deki Londra turnesinde görüldü: Bu turda 300’den fazla gösteri yapıldı ve 2.5 milyon bilet satıldı.

Zaman geçtikçe gösteri para sıkıntısı yaşadı. 1910’a gelindiğinde, Pawnee Bill’in Wild West Show’u veya Texas Jack’in Wild West Show’u gibi rakip gösteriler Buffalo Bill’in seyircisini aşındırmıştı. Canlı gösterilerin popülerliği, daha geniş programlar sunan sirkler gibi yeni eğlence biçimleriyle birlikte soluklanmaya başladı. Batı filmleri 1900’de ortaya çıkarak Eski Batı’yı görme ve deneyimlemenin başka bir yolu haline geldi.
Maddi sıkıntılar gösterinin kendisini de vurdu. Bilet satışları düştü ve artan rekabet ağır bir yük getirdi. Gösteriyi ayakta tutmak için Bill borçlanmaya zorlandı. Eylül 1913’te alacaklılar Wild West Show’u eline geçirdi; son gösteri ise bir ay sonra, yani Ekim 1913’te verildi.
Efsaneyi Kalıcı Olarak Şekillendiren Bir Miras
Neredeyse üç on yıllık yolculuğu boyunca dünya çapında bir fenomen haline gelen Buffalo Bill’in Wild West Show’u, kalıcı ve derin izler bıraktı. Gösteri, Eski Batı efsanesini şekillendirerek Hintlileri, kabadayıları, düello anlarını ve tabancalı çatışmaları popülerleştirdi. Amerikan tarihini kutlayan bu sahne, Vahşi Batı’yı ve sınır çizgisini hem sergiledi hem de gerçeğinden saparak bir mit yarattı.
Bu şekilde gösteri, izleyicinin zihninde Eski Batı’nın idealize edilmiş bir görüntüsünü yerleştirdi. Buffalo Bill’in yaratıp sonra kaybettikleri bu devasa sahne, yalnızca bir eğlence girişimi değil; aynı zamanda bir çağın hafızasını koruma çabası ve Amerikan kimliğinin kolektif hayalini biçimlendiren kültürel bir miras olarak tarihe geçti.