Toplum liderliğinde yürütülen bir arkeolojik proje, İskoçya’ın batısındaki Argyll bölgesinde erken ortaçağ dönemine ait bir manastırın kalıntılarını ortaya çıkardı. Araştırmacılar, yalnızca tarihi kayıtlar ve yerel geleneklerle bilinen bu alanın, yüksek statülü kilise merkezi Lios Mòr (Lismore) olduğu belirledi.
Kazı çalışmalarının ardından araştırmacılar, adanın erken ortaçağda zengin ve nüfuzlu bir manastır topluluğuna ev sahipliği yaptığını ortaya koydu. Buluntular, bölgedeki Hristiyan merkezlerin tarihsel gelişimine dair yeni bilgiler sunarken, aynı zamanda arkeolojistlerle yerel toplumlar arasındaki işbirliğinin paylaşılan mirası koramadaki önemini de gözler önüne seriyor.
Kilisenin Erken Ortaçağ’daki Rolü ve Dál Riata Krallığı
Erken ortaçağ döneminde (yaklaşık MS 400 ile 1000 arası) Hristiyan kilisesinin, kuzeybatı Avrupa’nın şekillenmesinde anahtar bir rol oynadığı biliniyor. Kilise hem dini hem de entelektüel yaşamı etkiledi ve Roma İmparatorluğu‘nun çöküşünün ardından yeni siyasi güçlerin oluşumuna katkı sağladı.
Bu durum İskoçya için de geçerliydi. Batı Avrupa’nın en eski Hristiyan merkezlerinden biri olan Iona gibi kiliseler, Gaelice konuşulan Dál Riata krallığında manastır gelişimini teşvik etti. Bu krallık Argyll’ı, Hebrides adalarının büyük bir kısmını ve Kuzirlanda’daki Antrim kontluğunun bir bölümünü kapsıyordu.
Lios Mòr’un Tarihsel Niteliği
Bu kiliselerden biri de Argyll’daki Lismore adında bulunan Lios Mòr (Lismore) manastırıydı. Kazıları yöneten Argyll Archaeology’den Dr. Clare Ellis, konuyu şöyle açıklıyor: “Lismore, altıncı yüzyılda Aziz Mo Luóc tarafından kurulmuş; tarihi kayıtlar, yer adı kanıtları ve yerel geleneklerle bilinse de, karakterini, kapsamını veya önemini doğrulayacak çok az arkeolojik bulgu mevcuttu.”

Bu durum, Lismore Tarihi Derneği’nin adadaki 13. yüzyıla ait katedrali araştırmaya başlamasıyla değişti. Ellis, araştırmanın amacını şöyle özetliyor: “Araştırma, Lismore’daki sonr ortaçağ katedralinin bulunduğu alanın aynı zamanda Mo Luóc’nun erken manastırının da location olup olmadığını belirlemeyi ve yerleşimin ölçeğini, niteliğini ve statüsünü değerlendirmeyi hedefliyordu.”
Kazı Sonuçları ve Buluntular
Yürütülen kazılar jeofizik araştırmalarla birlikte kapsamlı mezarlıklar, yüksek statülü zanaat çalışma alanları, erken dönem yapılar ve nadir bulunan değerli metal işçiliğine dair kanıtlar ortaya çıkardı. Bu buluntular, Lismore’un küçük bir ada kilisesinden çok daha fazlası olduğunu gösteriyor.
Araştırmacılar, adanın zenginliği ve nüfuzuyla öne erken ortaçağ manastırına ev sahipliği yaptığını belirtiyor. Kazılardan elde edilen buluntular arasında 2019 yılında T11 kazı alanında bulunan penannular toka kalıpları, ince oyma desenli motif parçaları ve altının test edilmesinde kullanılan erken ortaçağ dönemi bir dokunma taşı (touchstone) yer alıyor. Bu dokunma taşı bugün Ulusal İskoçya Müzeleri’nde muhafaza ediliyor.
“Yüzyıllar boyunca Lismore’un erken manastırı esas olarak yazılı kayıtlar ve yerel geleneklerle biliniyordu. Artık bunun, ibadet, zanaat ve öğrenimin canlandırdığı bir merkez olduğunu görebiliyoruz; önemi, ortaçağ Britanya’sındaki en iyi bilinen bazı monastır merkezleriyle yarışmış olabilir.”
Araştırmanın ortak yazarı, Aberdeen Üniversitesi Profesörü Gordon Noble
Bu buluntular, Lismore’un İskoçya ve İrlanda’daki önde gelen manastır sitelerıyla kıyaslanabilecek canlandıran bir monastır topluluğuna ev sahipliği yaptığını gösteriyor. Sonuçlar, erken ortaçağ Hristiyan merkezlerine dair anlayışımızı derinleştirirken, arkeolojik bulguların önemini de vurguluyor.
“Lismore’daki buluntular, toplum liderliğinde yürütülen arkeolojinin akademik araştırmanın ilerletilmesindeki değerini gösteriyor. Yerel gönüllüler ve Lismore Tarihi Derneği, İskoçya’nın en önemli erken Hristiyan merkezlerinden birinin anlaşılmasını köklü biçimde değiştiren kanıtları ortaya çıkarmaya yardımcı olarak araştırmada merkezi bir rol oynadı.”
Eski ada sakini, finansmanı ve gönüllüleri organize eden Bob Hay
Araştırma sonuçları Antiquity adlı akademik dergide yayımlandı. Yayın, Lismore’un erken ortaçağdaki önemine dair yeni bir perspektif sunarken, toplum liderliğinde arkeolojinin mirası koramadaki ve tarihsel bilgiyi zenginleştirmedeki katkılarını da ortaya koyuyor.




1 yorum