Bill Viola: Video Sanatının Caravaggio’su (7 Eser)Bill Viola, tüm zamanların en etkili video sanatçılarından biriydi. Diğer meslektaşlarının aksine, Viola herhangi bir geleneksel sanat eğitimi almamış ve teknolojiyi daha geleneksel sanat formlarına doğru kullanmıştır. Rönesans sanatının dramatik ve dinamik unsanlarından ilham alan Viola, eski ve yeni sanatı birleştiren video eserleri yaratmıştır. Viola’nın eserleri, kısa bir bakıştan ziyade uzun ve derin bir düşünce gerektirmiştir. Bill Viola ve onun en ünlü eserleri hakkında daha fazla bilgi edinin.
1. Tape I, 1972: Bill Viola’nın Erken Dönem Video Deneyleri
Bill Viola kariyerine 1970’lerde video sanatında başladı; o zamanlar teknoloji, sanatçının 2000’lerdeki olanaklarına kıyasla hala oldukça ilkeldi. Diğer birçok sanatçı gibi, Viola da teknolojiyi kullanarak geleneksel sanat formlarının hiyerarşisini yeniden kurmayı amaçlayan bir sanatsal akımın parçasıydı. Ancak diğerlerinin aksine, Viola herhangi bir önceki geleneksel sanat eğitimi almamıştı. İlk video yapım sürecini devrimci ve mucizevi olarak tanımladı. Yıllar içinde sanatsal dili, video teknolojisinin gelişimiyle birlikte hem araçsal hem de felsefi olarak değişti.
Viola’nın ilk eserleri, ona ün getiren dramatik ve estetik kompozisyonlarla pek az ortak noktaya sahipti. Bunun yerine, sanat dünyasının boğucu geleneklerini kırmak ve sanat ile gerçeklik arasındaki bariyeri ortadan kaldırmak isteyen bir sanatsal hareketin parçasıydı. Bunu, 1972 tarihli “Tape I” adlı videosunda sembolik olarak kendisini ve aynadaki ikizini yok ederek, doğrudan gerçekleştirdi. Başlıktaki “I”, hem Roma numarasıyla bir’i ifade ederken aynı zamanda zamir olarak kullanılmıştır.
2. The Astonished Quintet, 2000
Bill Viola’nın görsel diline ve eserlerine en büyük etkiyi 1974’te İtalya’nın Floransa şehrine taşınmasıyla olmuştur. Viola, o zamanlar klasik sanata pek ilgi duymadığını belirtse de, daha sonra eserlerinde yeniden canlandıracağı deneyimleri ve kavramları kesinlikle özümsemiştir. Floransa’daki kiliselerdeki sanat, müze koleksiyonlarından veya steril beyaz galerilerden çok farklı bir katılım gerektirir. Bu tür sanat, izleyicilerin karmaşıklığı ve dini deneyimin yoğunluğunu takdir etmeleri için zaman ayırmalarını gerektirir. Viola bu prensipleri video sanata dönüştürmeyi başarmış ve seküler bir ortamda ekstatik dini deneyimi yeniden yaratmıştır.
Bill Viola’nın Rönesans etkisinin en büyük örneklerinden biri, yavaş hareket eden ve yoğun duygularla dolu yüz ifadelerine sahip dört figürü gösteren “The Astonished Quintet” adlı filmidir. Bu figürlerin hisleri ve deneyimleri sözlü olarak ifade edilmesi zordur ve kesin bir şekilde açıklanması neredeyse imkansızdır, ancak ifadeleri ve duyguları aşırı derecede tanıdık ve bulaşıcıdır. Yüzleri, Carl Jung’un tanımladığı gibi, kolektif bilinçaltından gelen ilkel ve evrensel olarak ilişkilendirilebilir duygulara sahip arketiptir.
3. Chott El-Djerid, 1979
Bill Viola, Rönesans etkisine tamamen odaklanmadan önce, video sanatının diğer formatlarını ve uygulamalarını da keşfetmiştir. Onun için bir başka önemli yolculuk, 1979’da Tunus’a yaptığı kısa gezi olmuştur. Burada, görsel algımızın ne kadar güvenilir olabileceğini, hayal gücümüzün ne kadar acımasız olabileceğini ve video aracılığıyla aktarılan bilginin ne kadar yanıltıcı olabileceğini gösteren bir film yaratmıştır. Filmin iki bölümü Tunus ve Kanada’da çekilmiş ve karlı manzaralar ile sıcak kumlu sahalar bir araya getirilmiştir. “Chott El-Djerid” adlı eserde, Viola optik ve ses illüzyonları yaratarak mirajların ve halüsinasyonların kökenlerini ifade etmiştir.
4. The Tristan Project, 2005
Bill Viola’nın bir başka önemli projesi, video sanatını müzikle ve tiyatroyla buluşturmuştur. 2005 yılında, Richard Wagner’in “Tristan und Isolde” operasına dayalı bir eser yaratmıştır. İlk olarak, dört saatlik film ekranlarda gösterilmiş ve gerçek opera şarkıcıları minimalist bir sahne düzeninde performans sergilemiştir. Ancak Viola daha sonra bu eseri, müzelerde sergilenebilen parçalara dönüştürmüştür. Sanatçı, “Tristan und Isolde”nin karakterlerin içinde tutulamayan aşırı yoğun bir aşk hikayesi olduğunu belirtmiştir. Bu aşk, karakterleri çevreleyen ortamlara ve doğal güçlere yayılmıştır.
Viola, sahnelerin konusunu açıklamak yerine, saf duygulara ve izlenimlere odaklanmıştır. Bu durum, eserlerinin yoğunluğuyla birlikte, son derece kafa karıştırıcı bir etki yaratmaktadır. Viola’nın eserleri, Rönesans sanatçılarına benzer olsa da, Hristiyanlık veya diğer herhangi bir dinle doğrudan bağlantılı referanslar içermemektedir. Hiçbir alıntı, figür veya durum kullanılmamıştır. Kesin olarak belirtmek gerekirse, Viola’nın eserleri bir yanılgıdır: İzleyici, her zaman bir tutarlı anlatı ve herhangi bir inanç sistemine dayalı bir referans noktası arar ve bu beklentinin karşılanmaması kafa karışıklığına yol açar.
5. The Raft, 2004
Bill Viola’nın bir başka eseri olan “The Raft”, Theodore Gericault’un ünlü “La Medusa” tablosuna gönderme yapmıştır. Hem başlık hem de sahne, gemi kazası sonucu oluşan bir platformdaki hayatta kalanların hikayesini anlatan bu tabloya atıfta bulunmaktadır. Bu yolcuların çoğu öldü ve geri kalanlar hayatta kalmak için kanibalizme başvurmak zorunda kaldılar.
Viola’nın eserindeki platformda her yaştan ve etnik kökenden insan toplanmıştır. Bu insanlar, su kütlesi tarafından yere atılana ve birbirinden ayrılana kadar sessizce dururlar. Çağımızın kırılganlığı ve istikrarsızlığı, bu dalgalar aracılığıyla gösterilirken, fırtına geçtikten sonra insanların birbirlerine yardım etmeleri, insanlığın iyiliğini vurgular.
Viola sıklıkla toprak, hava, su ve ateş olmak üzere dört temel elementi kullanmıştır. Özellikle su, sanatçı için özel bir anlam taşır. Viola altı yaşındayken neredeyse boğulmuş ancak bunu korkunç bir deneyim olarak değil, mistik bir rüya olarak hatırlamıştır. Su altındaki dünya büyülü ve cennet gibi görünmüş ve birçok eserinde bu hissi yeniden yaratmaya çalışmıştır.
6. The Crossing, 1996
Bill Viola, geleneksel bir sanat eğitimi almamış olmasına rağmen, Orta Çağ ve Barok duyarlılığı hakkında derin bir anlayış geliştirmiştir. Yoğun ve etkileyici eserleri nedeniyle, video çağına ait Rembrandt olarak adlandırılmıştır. Diğer sanatçılar gibi, Viola da eski ustaların sanatsal ifade ve görsel deneyimlerine dayanmak yerine, bilinçli bir şekilde bu yöne doğru ilerlemiştir.
Bill Viola, asıl ilham kaynağının İtalyan Gotik ressam Giotto’nun eserleri olduğunu belirtmiştir. Giotto, Batı sanat tarihinde gerçekçi duyguları ve hisleri ön planda tutan ilk sanatçıdır. Rönesans resimlerinden, hareket ve dinamizm, drapeler ve gölgeler aracılığıyla ifade edilen bir anlayışı benimsemiştir. Barok sanatçılarından farklı olarak, hiçbir zaman Hristiyan semboller ve değerlerle sınırlı kalmamıştır. “The Crossing” adlı eseri, Viola’nın Barok etkilerini yansıtan bir eserdir ve yeniden doğuş ve manevi dönüşümün evrensel metaforları olarak ateş ve suyu kullanır.
7. Martyrs, 2014: Bill Viola’nın Ünlü Eseri
“Martyrs”, Bill Viola’nın en ünlü eserlerinden biridir. Dört ekranda dört insan gösterilir: biri yanarak ölüyor, biri boğuluyor, biri asılıyor ve uzuvları doğal olmayan şekilde bükülmüş haldeyken, diğeri ise yavaşça toprağa gömülüyor. Viola başlangıçta bu eseri Londra’daki St Paul Katedrali için yaratmış ancak her zamanki gibi geleneksel Hristiyan ikonografiyi ortadan kaldırarak evrensel bir manevi deneyim yaratmıştır. Viola’nın amacı, “martyr” kavramının sadece dini bir eylem olmadığını vurgulamıştır. Aslında, eski Yunanca’da “şahit” anlamına gelmektedir. Çağımızda medya aracılığıyla sürekli olarak başkalarının travmalarına tanık olmamız, hepimizi etkilemekte ve bizi orijinal anlamda şahitler haline getirmektedir.







Kaynak: Thecollector