Güney Amerika Birleşik Devletleri’nin güneydoğusunda yaşayan insanların, yaklaşık 1000 yıl önce kakao tüketiyordu. Bu keşif, Mississippi uygarlığı içerisinde, Mississippi Nehri’nin doğusundaki bölgelerde kakao kullanımına dair ilk somut kanıtı sunuyor.
PLOS One dergisinde yayınlanan çalışma, günümüzdeki Georgia eyaletindeki Etowah antik kenti’nden elde edilen eski çömlek parçalarını inceledi. Araştırmacılar, 11 ve 12. yüzyıllarda yapılan ziyafetlerle ilişkilendirilen çömleklerde, çikolata yapımında kullanılan Theobroma cacao bitkisinden kalma oldukça parçalanmış DNA izleri buldu.
Kakao’nun zaten Orta ve Güney Amerika’da uzun bir geçmişe sahip olduğu biliniyordu. Bu bölgelerdeki insanlar, binlerce yıl önce kakao kullanmaya başlamıştı. Daha önceki araştırmalar da kakao’nun Amerikan Southwest bölgesine, özellikle de Chaco Canyon gibi büyük yerleşimlere ulaştığını göstermişti.
Ancak, Mississippi uygarlığının merkezlerinde, yani Mississippi Nehri’nin doğusundaki bölgelerde yaşayan insanların kakao tüketip tüketmediğine dair net bir kanıt bulunmuyordu. Etowah’dan elde edilen yeni bulgular, bu boşluğu dolduruyor.
Çömlek parçaları, Etowah’ın ilk platform tepesinin inşasıyla ilişkili olan eski ziyafet alanlarından elde edildi. 54 dönümlük alana yayılan ve altı büyük toprak tepe, bir köy ve açık meydanlar içeren bu antik kent, Mississippi Nehri boyunca yer alıyor.

Araştırmacılar, yaklaşık 800 ila 900 yıl öncesine ait çömlek parçalarını inceledi. Bu parçalardan elde edilen eski kalıntıları analiz ederek DNA dizisi çıkarıldı. Daha sonra bu DNA, kakao bitkisinin genetik yapısıyla karşılaştırıldı.
Antik kalıntılar genellikle birçok kaynaktan gelen DNA izlerini içerir. Bunlar arasında toprak bakterileri, diğer bitkiler ve çevredeki ortamdan gelen maddeler de bulunabilir. Araştırmacılar, kakao ile ilişkili DNA’yı belirleyebilmek için bu farklı izleri ayırmak zorunda kaldı.
Daha önce yapılan kimyasal testler, aynı çömlek kalıntılarında kafein bulunduğunu göstermişti. Bu sonuçlar, kakao kullanımına dair bir olasılık ortaya koymuştu, ancak soruyu kesin olarak çözemiyordu. Çünkü Yaupon holly bitkisi de, bu bölgeye özgü olan ve kakao’da bulunan aynı kafein ve diğer kimyasal belirteçlere sahip.
DNA analizi, daha güçlü bir kanıt sağladı çünkü araştırmacılar, Theobroma cacao ile eşleşen genetik materyal buldular. Çalışma, 11 ila 12. yüzyıllarda bulunan iki adet Etowah Complicated Stamped çömlek parçasından elde edilen örneklerde kakao DNA’sının bulunduğunu belirtiyor.
Bu bulgu, aynı zamanda antik Kuzey Amerika’daki uzun mesafeli temaslara işaret ediyor. Kakao, tropikal iklime ihtiyaç duyduğu için Georgia eyaletinde yetişemez. Bu nedenle Etowah’taki kakao’nun daha güneydeki bölgelerden elde edildiği anlaşılıyor.

Araştırmacılar, Etowah’a hangi bölgeden kakao getirildiğini veya bu kakao’nun nasıl ulaştırıldığını bilmiyorlar. Ancak bu bulgular, Avrupa kolonizasyonundan çok önce bile kıtaların farklı bölgelerindeki toplulukların birbirleriyle bağlantılı olduğunu gösteriyor.
Etowah, Mississippi uygarlığının en önemli dönemine yaklaşık 14. yüzyılda ulaşmıştır. Bu yeni bulgu, kakao kullanımının bu dönemin zirvesinden yaklaşık iki asir önceye uzanıyor.
Bu keşif, aynı zamanda Chaco Canyon’daki kakao kullanımına denk bir zaman dilimine işaret ediyor. Birlikte değerlendirildiğinde, kakao’nun sadece tropikal bölgelerle sınırlı kalmayıp, çok daha geniş coğrafyalara yayılan ağlar aracılığıyla taşındığı ortaya çıkıyor.
Araştırmacılar için bu bulgu, antik ticaretin daha geniş bir perspektifle değerlendirilmesini gerektiriyor. Kakao, sadece insanlar, mallar ve fikirlerin değil, aynı zamanda kıtaların farklı bölgelerindeki toplulukları birbirine bağlayan ağların da önemli bir parçasıydı; bu durum, Avrupa’nın Kuzey Amerika’ya gelişiyle başlamadan yüzyıllar önceydi.
Yayın:
King, A., Powis, T. G., Argout, X., Vignes, H., Utge, J., Rhoné, B., … Lanaud, C. (2026). Cacao in the Mississippian World: Archaeogenomic evidence for T. cacao consumption at the Etowah Site, Georgia. PLoS One, 21(8), e0353607. [doi:10.1371/journal.pone.0353607](doi:10.1371/journal.pone.0353607)
Kaynak: Archaeologymag