“Kırmızı Akasya” adlı Sovyet balesi, Çin’in İngiliz emperyalizmine karşı mücadelesini yansıtmayı amaçlıyordu. Ancak bu bale, Sovyet-Çin ilişkilerinde bir kavgaya yol açtı.
“Kırmızı Akasya”, 17 Haziran 1927’de, daha önce Bolşoy Tiyatrosu olarak bilinen Birinci Halk Devleti Opera ve Bale Tiyatrosu’nda (şimdiki adıyla), Ekim Devrimi’nin 10. yıl dönümünü kutlamak amacıyla sahnelendi. “Kırmızı Akasya”, sosyalist idealleri yansıtan ilk baleydi ve Çin işçilerinin sömürgeciliğe karşı mücadelesini konu alıyordu. Bale, Sovyetler Birliği’nde popüler olsa da, 1950 yılında Sovyetler Birliği’ni ziyaret eden Çin heyetine sunulduğunda beklenmedik bir tepkiyle karşılaştı. Çinliler, balenin 1949’daki Çin Komünist Devrimi’ne yönelik bir alaycılık olarak gördü ve bu durum iki ülke arasında diplomatik bir skandala yol açtı.
1917’deki Bolşevik Devrimi, sadece “ekmek, barış ve toprak” değil, aynı zamanda kültürün de kitlelere sunulmasını gerektiriyordu. Bu bağlamda, Sovyetler Birliği, imparatorluk tiyatrolarını dönüştürmeyi amaçlıyordu. Bale, özellikle, “sömürgeci toplumun en büyük ‘doğuştan gelen kusurlarını’ taşıyordu ve bu, herkesin hafızasında yer ediyordu.”
Aynı zamanda, Sovyet hükümeti, balenin kolektif idealleri ifade edebilecek bir sanat formu haline gelebileceğine inanıyordu. Bu nedenle, 1920’lerin başlarında, biletleri sübvanse ederek baleyi kitlelere ulaştırdı ve böylece daha önce sadece elitlerin erişebildiği bu sanatı işçilere ve köylülere sunarak ulaşılabilir hale getirdi. Ancak Bolşoy Tiyatrosu, sürekli olarak kapanma tehdidiyle karşı karşıyaydı ve Rus Devrimi’nin ruhunu yansıtabilmek için bir değişime ihtiyaç duyuyordu.
1925 yılında, Bolşoy Tiyatrosu, Sovyetler Birliği tarafından en iyi modern baleyi bulmak üzere bir yarışma düzenlenmesi için izin aldı. Reinhold Glière, Alman ve Polonyalı kökenli bir Sovyet besteci olarak bu yarışmaya katıldı ve belirli bir vizyonla geldi. Bu vizyon, Çin’deki bir limanda demirleyen bir Sovyet gemisinin yiyecek malzemelerinin İngilizler tarafından el konulması haberinden ilham almıştı. Glière, bu haberi devlet destekli Pravda gazetesinde okumuştu.
Librettist Mikhail Kurilko, Glière ile yakın işbirliği içinde, sosyalist realizmin sınırlamalarına ve taleplerine uygun bir senaryo yazdı. Böylece “Kırmızı Akasya”, sanat ve devrimsel ideallerin birleşimi olarak doğdu.
“Kırmızı Akasya” üç perde, sekiz sahne ve bir apoteozdan oluşuyordu. Birinci ve üçüncü perdeler Lev Lashchiline tarafından, ikinci perde ise Vasily Tikhomirov tarafından koreografisi yapıldı. Reinhold Glière müziği besteledi ve Mikhail Kurilko librettoyu yazdı.
Bale, 1920’lerde Çin’deki bir liman kentinde geçen olayları konu alıyordu. Liman kenti, farklı ülkelerden gelen denizcilerin uğrak noktasıydı. Sovyet gemisinin kaptanı, İngiliz liman amiri Sir Hips’in işçilere nasıl kötü davrandığını gözlemledi. Kaptanın bu duruma tepki göstermesi üzerine, Taï-Choa adlı Çinli bir dansçı, Sovyet kaptana olan hayranlığını ve sevgisini kırmızı bir akasya çiçeğiyle ifade etti. Bu çiçek aynı zamanda devrim ve komünizmi de temsil ediyordu. Ancak Taï-Choa’nın nişanlısı Li-Chan-Fou, bu duruma kıskançlıkla tepki gösterdi ve Taï-Choa’dan Sovyet kaptanı öldürmesini istedi. Taï-Choa buna karşı çıktı. Gerginlikler yükseldi ve limanda bir ayaklanma çıktı, bu da Taï-Choa’nın trajik ölümüne yol açtı. Bu sahne, Taï-Choa’nın özgürlük mücadelesi için yaptığı fedakarlığı simgeliyordu.
Son anlarında, Taï-Choa başka bir kırmızı akasya çiçeğini genç bir Çinli kız çocuğuna teslim etti ve bu çiçek, onların özgürlük mücadelelerinin sembolü oldu. Sahne, Sovyet mürettebatı ile birlikte Avustralyalı, Japon ve Malezyalı denizcilerin de katılımıyla mutlu bir dansla sona erdi ve bu durum emperyalizme karşı dayanışmayı simgeliyordu.
“Kırmızı Akasya”, 14 Haziran 1927’de Bolşoy Tiyatrosu’nda sahnelendi ve büyük bir başarı yakaladı. Bale, Sovyet hükümetinin istediği her şeyi içeriyordu: politik mesajlar, Sovyet kahramanları ve Batılı düşmanlar.
“Kırmızı Akasya”, ilk yıl içinde 200 kez ve tüm Sovyetler Birliği’nde yaklaşık 3.000 kez sahnelendi.
Bolşoy Tiyatrosu’nun baş balerini Yekaterina Geltzer, Taï-Choa karakterindeki performansıyla Stalin Ödülü, Lenin Nişanı ve İşçi Kızıl Bayrak Nişanı gibi önemli ödüller aldı.
Reinhold Glière, müziğindeki geleneksel yaklaşımı nedeniyle “Sovyetler Birliği Halk Sanatçısı” unvanını aldı.
1949’da, Çin Komünist Partisi’nin kuruluşunun 28. yıl dönümünde, Mao Zedong, “Halkın Demokratik Diktatörlüğü Üzerine” adlı bir makale yayınladı. Bu makalede, partinin hem iç hem de dış düşmanlarla mücadele ettiğini ve Marx, Engels, Lenin ve Stalin’in onlara silah sağladığını belirtti.
Mao aynı zamanda, Çin’in dış politikasında “bir tarafa yaslanması” gerektiğini ve uluslararası birleşik cephe oluşturulması gerektiğini vurguladı. Bu durum, Çin’in Sovyetler Birliği ile olan dostluğunu ve yakınlığını açıkça gösteriyordu.
Çin Halk Cumhuriyeti ve Sovyetler Birliği arasındaki kültürel değişim, “bir tarafa yaslanma” politikasının önemli bir parçasıydı. Bu politika, 20.000 Çinlinin çeşitli mesleklerde eğitim görmek üzere Sovyetler Birliği’ne gönderilmesini teşvik etti. Buna karşılık, 10.000 Sovyet uzmanı da aynı amaçla Çin’e gönderildi. Balenin de bu kültürel değişim programının bir parçası olması planlanmıştı.

Mao, yeni dış politika yaklaşımını uygulamak için 6 Aralık 1949’da Sovyetler Birliği’ne bir ziyaret gerçekleştirdi. Bu, Mao’nun hayatında Çin’i ziyaret ettiği iki ziyaretten biriydi. İkinci ziyaret ise 1957’de, Sovyet Devrimi’nin 40. yıl dönümünü kutlamak için yapıldı.
Ancak Mao’nun Moskova’ya gelişiyle birlikte, Çin Halk Cumhuriyeti ve Sovyetler Birliği arasındaki gerginlik yüksekti. Her iki ülke de komünist olmasına rağmen, Mao daha milliyetçi bir yaklaşım benimsemişti. Bu durum, Stalin’in küresel komünist hareketi oluşturma fikriyle çelişiyordu. Stalin, Çin’i bu konuda potansiyel bir müttefik olarak görüyordu. Ancak Mao, sadece Sovyetler Birliği’nin izini sürmeyi reddetti ve Asya bölgesinde kendi etkisini göstermeyi planlıyordu. Soğuk Savaş bağlamında, bu ideolojik ayrılık, Asya’daki Sovyet nüfuzunu tehdit ediyordu ve iki ülke arasındaki gerginliği artırıyordu.
Stalin, Çinli liderleri Moskova’da ağırlamasına rağmen, Sovyetler Birliği ile Çin arasında yoğun görüşmeler yaklaşık iki ay sürdü. Bu durum, Mao’nun Şubat 1950’ye kadar Sovyetler Birliği’nde kalmasına neden oldu.
Bu görüşmeler, 14 Şubat 1950’de Moskova’da imzalanan “Sovyet-Çin Dostluk, Müttefiklik ve Karşılıklı Yardım Antlaşması” ile sonuçlandı. Bu antlaşma, tarihi bir ittifakı temsil ediyordu ve iki ülkenin karşılıklı güven ve işbirliğini simgeliyordu. Antlaşma, Çin Halk Cumhuriyeti’ne Sovyet hükümetinden askeri ve maddi destek sağlarken, Sovyetler Birliği de Asya’da ekonomik ayrıcalıklar elde etti.
Başlangıçta “Kırmızı Akasya”nın popülaritesi yüksek olsa da, 1930’larda jeopolitik bağlamla uyumlu olmadığı için önemi azaldı. Ancak 1949’da Çin Komünistleri, milliyetçilerle olan uzun mücadeleye son verdi. Aynı zamanda Mao’nun “bir tarafa yaslanma” politikasının bir parçası olarak, bale Sovyetler Birliği’nde yeniden sahnelendi.
Sovyet hükümeti, Çin delegasyonuna daha çekici olması için balenin orijinal senaryosunda çeşitli değişiklikler yaptı. Yeni versiyonda, Taï-Choa bir Sovyet kaptanı yerine bir Çinli işçiyle aşk yaşadı. Ancak performansın ruhu aynı kaldı: Sovyetler Birliği, kendisini Çin işçilerine ilham veren bir güç olarak gösteriyordu.
Mao Zedong ve diğer delegeler, Moskova’daki ziyaretleri sırasında “Kırmızı Akasya” balesini izlemeye davet edildi. Ancak Mao, baleyi reddetti. Daha sonra, Çin büyükelçisinin eşi tarafından önceden bilgilendirilen Mao, balenin Çin devrimine yönelik bir alaycılık olarak gördüğünü ve bu nedenle katılmayı reddettiğini belirtti.
Özellikle, Çinli dansçıların siyah yüz makyajı kullanması, ırk ayrımcılığına yol açtığı düşünüldüğü için rahatsız edici bulundu. Ayrıca, balenin adı “Kırmızı Akasya”, opiumun yapıldığı akasya çiçeğiyle ilişkilendirildiği için geçmişteki acıları yeniden canlandırdı.
İlk Opium Savaşı 1839-1842 yılları arasında Çin ve İngiltere arasında yaşandı. İkinci Opium Savaşı ise 1856-1860 yıllarında Çin ile İngiltere ve Fransa arasında gerçekleşti. Her iki savaşta da Çin mağlup oldu ve topraklarını İngiliz İmparatorluğu’na devretmek zorunda kaldı. Bu antlaşmalar, “eşitsiz anlaşmalar” olarak bilinir ve Çin tarihinin en utanç verici dönemlerinden biriydi.
Ayrıca, bir karakterin saç stilinde kullanılan “kuğu”, 17. yüzyılda Mançu fatihlerinin egemenliği altında olan Çin’i temsil ediyordu. Bu durum, Çin delegasyonu tarafından, ülkenin geçmişteki mücadelelerine saygısızlık olarak görüldü.
Öte yandan, Mao Zedong, daha sonra Swan Lake adlı başka bir ünlü baleyi izledi ve bu performansı keyifli buldu.
“Kırmızı Akasya”, Çin delegasyonu için, Sovyetler Birliği’nin kolonyal tavrını yansıtıyordu. Bu durum, yeni kurulmuş Çin Halk Cumhuriyeti’nin ulusal gururu, bağımsızlık arzusu ve küresel arenadaki eşitlik talepleriyle çelişiyordu.
“Kırmızı Akasya” balesinin neden olduğu diplomatik krizler, “yumuşak güç” araçlarının nasıl ters etki yaratabileceğini gösteren bir örnektir. İttifak olması gereken iki komünist ülkenin ilişkileri, bu olay nedeniyle gerginleşti.
1957’de Sovyet hükümeti, balenin orijinal adını “Kırmızı Çiçek” olarak değiştirdi ve daha sonra ideolojik ve politik farklılıkların arttığı bir dönemde tekrar “Kırmızı Akasya” olarak değiştirildi. Bu küçük kültürel değişiklikler, Sovyetler Birliği ile Çin Halk Cumhuriyeti arasındaki derinleşen ideolojik ve politik ayrılıkları yansıtmaktadır.
Tsira, Tiflis’te yaşayan uluslararası ilişkiler uzmanıdır. Tiflis Devlet Üniversitesi’nden diplomasi ve dünya politikası alanında yüksek lisans derecesine ve aynı üniversiteden uluslararası ilişkiler alanında lisans derecesine sahiptir. Profesyonel çalışmalarının yanı sıra, Tsira siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler tartışmalarına katkıda bulunan makaleler yazmaktadır.